Joe & Bob

|

(biz de vapurlara atlayıp, kayıkların yaşadığı denizlere gideriz)

Önceki yazıda üniversiteden ve yurttan çok samimi olduğum iki arkadaşımdan bahsettim. Şimdi yazı yazacağım da bir diğeri. Başlıktaki Bob, asıl ismi Damla. Bu blogun yazmayan yazarı. Google Reader kullanmaya üşendiği için yeni yazı olunca blogger'da bu blog en üste çıkınca anlıyor, yazmak gibi bir niyeti yok zaten.


Bir şeyler yazdım buraya ama samimi gelmedi, sildim. Zaten derdim size onu anlatmak değil, onu mutlu etmek. Bugün 23 yaşına giren Bobinho'ma, yıllar yılı kendi 23'üme sandıklarda sakladığım 23'ü armağan ediyorum. Bir de Ezginin Günlüğü'nden Eksik Bir Şey'i, ama benim sevdiğim Gündoğarken cover'ı. İkincisi onun sayesinde keşfettiğim onlarca şarkıdan sadece biri. Bu sefer benden ona gitsin. Doğum günü de kutlu olsun. Hep mutlu olsun. Olsun ki, gtalk'dan arasın beni. Arasın ki, telefonu suratına kapatabileyim.



sesim kısılsa, korkmasam karanlıktan
en baştan başlasam
anlamsız sözlere artık hiç bulaşmadan
tertemiz beklesem başında

lütfen beni hemen uyandır
ya da hep böyle bak yüzüme
ne kork benden, ne anlatmamı iste
lütfen beni uyandırma

kalksam duraktan dolmuş gibi
arka koltukta unutulmuş gibi
terliklerimle, gelsem sana
sonunda aşkı bulmuş gibi

Ezginin Günlüğü - Konuştuk Bütün Gece

|

(ekim 2009, doğa cafe)

Daha dün gibi, okulumuz yurt binasını bitiremediği için biz tıfıl hazırlık öğrencilerini yerleştirdiği Çeşmealtı otelindeki ilk gecem. Zaten ailemden ayrıldığım için yeterince mutsuzdum, bir de üzerine o iğrenç otel odasının tepesinde ampul dahi olmadığını görünce ağlamaya başlamıştım. Ve babam, o günü tekrar düşününce çok acıdığım ve suçluluk hissettiğim babam, istemeyerek de olsa beni bırakıp gitmişti orada. Girdiğim depresyonu hayal bile edemezsiniz. Oyalanayım diye alınmış 3-5 pazar gazetesiyle kalakalmıştım. İzmir'den nefret ettiğim nadir günlerdendir o gün.

Ve yine daha dün gibi, Yazgülü'yle günlerce sadece "Günaydın!"laşıp sonunda bir okul dönüşü servisinde deliler gibi film tartıştığımız. Sanırım o okulda "Bu kız süpermiş, kanka olacağız" dediğim ilk insan oydu. İkincisi de Yeşim, onun oda arkadaşı. "Akşam bize gel, gizlice makarna yapıyoruz odada" diyen Yazgülü'nün davetine, biraz çekinerek de olsa uyup 102 nolu odanın kapısını tıklatmıştım. Ve sonra hep hastası olacağım o içten gülüşüyle açmıştı Yeşim kapıyı.

Sonradan çok arkadaş edindim, hem o berbat yurtta, hem de okulda; ama ailemden uzak olmama rağmen mutlu olmamı sağlayan ilk arkadaşlarım Yazgülü ve Yeşim'dir. Bu açıdan bakarsak, sırf bu yüzden haklarını ödeyemem gibi geliyor. Zaten 2 ay sonra da büyük bir odaya geçip temelli oda arkadaşı olduk, ve hayatımızın belki de en eğlenceli, en boş, en kaygısız dönemini birlikte geçirdik.

Geçen gün Ezginin Günlüğü'nün en son albümü Eski Arkadaş'ı dinlerken, albümün son şarkısı olan bu şarkı girince direk aklıma bizim arkadaşlığımız geldi. Sanırım Ezginin Günlüğü'nden bir şarkı yazmalarını rica etsek bizim için, bu kadar güzel olamazdı.


konuştuk bütün gece, büyümekten alışmaktan
herkes bilir, söylemez, koptuk bir çocuktan
tam birbirimize göreyiz, eğitimli günahkarlarız biz
ağlarız suçumuza, oluruz tertemiz

birden bir rüya başlar, meğer gerçek yokmuş
eskisi gibiyiz, masum bir hayvan
birden bir dünya başlar, sanki hiç kırmamışız
anlamışız meğer, niye varız biz?

bir düş gördüm peşinden koştum
iyi ki ağladım iyi ki güldüm
bir ses duydum, çağırdın geldim
iyi var bir hikayem, başım sonum

sabahın küçük serçesi, umut var mı hala?
yoksa yarın bir düş mü, dün gibi?
boş bir vagon gibi durmuş, zaman aramızda
tanıyan yok, bilen yok; gurbetteyiz

birden bir tren çığlığı, açılıyor kapılar
kim binip gidecek, hangimiz kalacak?
birden bir dünya biter, sanki hiç görmemişiz
anlamışız meğer, niye varız biz?